‘’Emine’nin ölümüyle son tutunduğum dal da kopmuş gibi büsbütün boşlukta kaldım. Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. Sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaketler gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu.’’
Ahmet Hamdi Tanpınar Cumhuriyet kuşağı Türk edebiyatında üzerinde en çok durulan yazarlardan başında gelir. O’nun en önemli eserlerinden olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise cumhuriyet dönemindeki ‘Türk Modernleşmesinin’, bu modernleşmenin toplumdaki karşılığının ve bu sürecin yarattığı bireylerin edebi bir hicvidir. Biz bu hikayede, bu modernleşmenin yarattığı ahlak olarak yarım kalmış ve kendini kandırmayı baş ahlak ilkesi edinmiş bireylerin yarattığı dolandırıcılık hikayesini takip ediyoruz.
Kitabın baş kahramanı olan Hayri İrdal, (Abdülhamid döneminde doğmuş) cumhuriyet ile beraber geleneksel toplum yapısından modern toplum dönüşümüne şahit olmuş ve bu dönüşümün etkilerini bünyesinde toplamıştır. Çocukluk döneminde saatlere ilgi duymaya başlayan İrdal, saatler hakkındaki bilgileri yanına girdiği Nuri Efendi ile geliştirirken burada hayatının özetini bizzat Nuri Efendi’den duymuştur;
“Sen erken yaşta bir iş tutup ona kendini vermezsen büyük sıkıntılara uğrayabilirsin. Yaradılışın mütevazi insan yaradılışı… Hayata ve etrafa karşı yeter derecede dayanıklı değilsin. Seni ancak iş kurtarabilir…’’
Fakat hiçbir işte tutunamayan Hayri İrdal, hayattan bunalmış, sevdiklerini kaybetmiş, fakirliği dibine kadar yaşamış, fakirliği yüzünden bir sığıntı haline gelmeyi görev haline getirmiştir. Hayri İrdal’ın hayatı, velinimetim olarak bahsettiği Halit Ayarcı ile tanışması ile tamamı ile değişir. Aslında Hayri İrdal ve Halit Ayarcı birbirine zıt iki insandır ki Tanpınar bize bu zıtlığı şu cümle ile anlatır;
‘’Benim için saat, dedemden kalma bir eşyaydı; zamanı değil, hatırayı gösterirdi. Halit Bey içinse saat, nizamın, ilerlemenin ve medeniyetin sembolüydü. Biz aynı saate baktığımız hâlde, farklı şeyler görüyorduk’’
Bu iki zıt karakterin ortaya çıkardığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise, bir takım garip insanların kendilerinin yarattığı yalanlar ile şekillendirdiği, zamanı ölçmeye değil zamanı ayarlamaya yönelik bir kurum olarak toplumun uzun zaman ana gündem maddesi olmuş, toplumda sık görülen adam kayırmanın merkezi, bürokrasinin yuvası kimi zaman bir şaheser kimi zaman da hor görülen bir yapı olmuştur.
Burada çalışan bireyler ise yalanlar ile şekillendirdikleri hayatları sayesinde paraya ve çevreye sahip olmuş bu bireyler ise modern gözükme adı altında aciz durumlara düşmektedir.
Tanpınar bu eseri ile sadece modern Türk toplumunu ve kurumlarını hicvetmemiş, zaman, kimlik, eski-yeni çatışması, ahlak üzerine felsefi bir metin ortaya çıkarmıştır.
Yazının sonunu yine kitaptan bir alıntı ile getirelim;
‘’Korku…Korku ve insan, korku ve insan talihi, insanın insana hücumu, o hiç yere düşmanlık. Fakat neyi aldatabilirdim, kime anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir? İnsan insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz.’’
oznurpazarli için bir cevap yazın Cevabı iptal et