Yeniden Çarmıha Gerilen İsa-Nikos Kazancakis

”Tutkularıyla körleşmiş bazı insanlar, cehennemlerinde inler, diğerleriyse yaradılışını aşmaya çalışıp cennete doğru koşarken başaklar sakin ve uysal bir biçimde olgunlaşıyor, tane dolu başlarını toprağa eğerek orağı bekliyorlardı…”

Modern Yunan Edebiyatının en önemli yazarlarından Nikos Kazancakis’in önemli eserlerinden olan Yeniden Çarmığa Gerilen İsa, din, dil, kültür fark etmeksizin insan ruhunun dünyevi hırslarla nasıl bozulduğunun yalın bir hikayesi.

Girit adasının Likovrisi köyünde geçen Yeniden Çarmığa Gerilen İsa’da olaylar, Paskalya Yortusu sırasında gerçekleşecek Gizli Ayin öncesinde, köyün ileri gelen yaşlılarının, İsa’nın Çarmıha Gerilişi’ni canlandıracak bir temsil hazırlamak amacıyla köydeki bazı kişilere çeşitli roller dağıtmaları ile başlıyor.

Köyden, İsa rolünü oynamak üzere çoban Manolios, Yahuda rolü için Alçı Yiyen adıyla tanınan saraç Panayataros, Mecdelli Meryem rolü için köyün dul fahişesi Katerina, Yakup ve Petrus rolleri için de kahveci Kostandis’le gezgin satıcı Yannakos seçilir. Yahya rolü için de Yargıç’ın oğlu Mihelis uygun görülür.

Bu roller bir süre sonra karakterlerin hayatlarını tümden değiştirir. Kitabı okurken hep aklımda olan şu imge yeniden tüm berraklığı ile düşünceme yerleşti. Zaman akıp gidiyor, mekanlar ve insanlar değişiyor, insanların inançları değişiyor fakat hayatın acımasızlığına olan insan katkısı asla değişmiyor, katlanarak artıyor.

Nikos Kazancakis bu duruma kitapta şu cümle ile alıntı yapmış;

‘’Bir insanın hiçbir şeyi yoksa, bu hiçbir şeyi Tanrı için feda etmek kolaydı; ancak bir insanın her şeyi varsa bunu feda etmek çok güç olurdu”

2026 dünyasında ve Türkiye’sindeki tüm olaylar yukarıdaki yalın cümle özetlenebilir. Derin bir nefes alıp sakince düşündüğümüzde hepimiz şu yargıya rahatlıkla varabiliriz;

Daha 7 yaşında bir çocukken bize bir görev bilinci ile öğretilen ve hepimizin coşku ile öğrendiği vatandaşlık görevimiz olan seçme seçilme hakkımızın sonucu ve iradenin sandığa yansıması ile iktidara gelen insanlar, altı doldurulamayan ve altı doldurulmamasına gerek bile duyulmayan iddialar ile hapiste yatarken hangimiz bu durumu tersine çevirmek için çabalıyoruz?

Masumiyetin simgesi olduğuna hemfikir olduğumuz çocuklar Filistin’de, İran’da, Somali’de, Afganistan’da sebepsiz yere katledilirken bu duruma karşı ne tepki veriyoruz?

Dünyayı sosyal medyadan tehdit eden, bir dediği bir dediğini tutmayan, başka ülkelerin devlet liderlerini (ki bu liderlerin de meşruiyeti tartışmalı) öldüren, ülkesinden kaçırabilen bir lider milyonlarca insanın oyu ile iktidara gelmedi mi?

Nikos Kazancakis bu duruma şu cümle ile atıf yapmış;

“İnanmadan, utanmadan, sevmeden bu dünyayı yönetiyorlar. Böyle bir dünya yok olsun daha iyi!’’

‘’Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, kalabalıkların yüzünde yaşamaya karşı, ne bir sevgi, ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen, her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren, gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yalnız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren; bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları!’’

Unutmayın


‘’Koyun olmak iyidir ama kurtlar tara­fından kuşatıldığımızda aslan olmak daha iyidir.’’

İnandığımız değerler ile gerçekte yaptığımız tercihler arasındaki çelişkiyi masaya yatıran Yeniden Çarmıha Gerilen İsa’yı okurken, daha aydınlık bir gelecek için mücadele etme iradesinin artması dileği ile…

Yorum bırakın