Türkiye’nin Düzeni

Türkiye Cumhuriyeti’nin sürekli değişen gündeminde bugünlerdeki ana konu, Terörsüz Türkiye Süreci. Milli iradeyi temsil etmek için seçilen milletvekillerinin görmeden, okumadan ve tartışmadan kabul ettikleri bir yasa tasarısı ile suç işlemiş, bundan birkaç yıl önce terörist olarak adlandırılmış insanlar, özel af statüsü kapsamında topluma kazandırılacak.

Bundan bir süre önce ise İstanbul Göztepe’de bulunan Mavi Çarşı’ya yapılan saldırının faillerinden olan ve olay sırasında gözcülük yaptığını kabul eden Azime Işık’ın aldığı müebbet cezası bozularak tahliyesine karar verilmişti. Işık, 2025 yılından beri aramızda fakat; bu kundaklama olayında tek suçları Mavi Çarşı’da olmak olan aralarında çocukların da bulunduğu 13 kişi toprak altında. Zira hepsi diri diri yanarak can verdiler.

Hatırlarsanız Habur’da cumhuriyet savcıları da teröristlerin ayağına giderek kısa bir sür ifade alma sürecinden sonra teröristleri serbest bırakmış ve topluma entegre olmalarının önünü açmıştık.

Tüm bu akan kanın, toprağa düşen insanların, yaşanılan maddi kayıplarının temelinde şu iddia yatıyor. Biz eşit olmak istiyoruz. Pek tabii Kürtlerin uğradığı sonsuz ayrımcılıklar olmuştur. Pek çok haksızlığa da uğramışlardır. Peki bunlar sadece Kürtlerin mi başına geliyor?

Bugünlerde zamanın hızlı akması ya da kafamın sürekli dolu olması tek dileğim. O yüzden sabah kalkıp üç adet gazete aldım, en azından birkaç saat düşüncelerimden uzaklaşabilmek için. Cumhuriyet Gazetesi’nin 08.08.2026 Cumartesi çıkan sayısının altıncı sayfasında dört cümlelik bir haberi aktarmak istiyorum;
İnşaattan düşen 79 yaşındaki işçi öldü. Nurettin Munganlı isimli işçi Avcılar’da çalıştığı inşaatın dördüncü katında dengesini kaybederek düşüyor ve hayatını kaybediyor. Yazının kapladığı alanı da ölçtüm. 7 × 5 cm. Bu dört cümle ile Nurettin Munganlı’nın artık hayatımızda olmadığı kayıtlara geçti. Peki bu yaştaki bir insanı inşaatta çalışmak zorunda bırakan düzen ne durumda? Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşına sağladığı eşitsizlik dil din ırk ayrımı yapıyor mu?

Yine Sözcü Gazetesi’nin 08.08.2026 Cumartesi çıkan sayısının üçüncü sayfasından bir haber. Ülkemizde kadın haklarına verilen değerden olsa gerek, bu haber on dört cümleden oluşuyor ve gazetede 20 × 18 cm’lik bir yer kaplıyor; Müge’yi korumak yerine caniyi serbest bıraktınız. Bundan dokuz gün önce, Müge Şahin ayrıldığı sevgilisinden ölüm tehditleri aldığını belirterek, yetkili makamlara başvurup korunma talebinde bulunuyor. Fail gözaltına alınıp serbest bırakılıyor ve dokuz gün sonra Müge eski sevgilisi tarafından katlediliyor. Müge’nin ölümü de on dört cümle kayıtlara geçti. Ya Müge’nin geleceği, ailesi ve sevdikleri?

Türkiye Cumhuriyeti’nde kimler eşit?

Evlatlarını milyonlarca liraya özel okullarda okutanlar ile 70 kişilik sınıfların yer aldığı devlet okulunda okutan aileler mi?

Sabah sekiz akşam altı çalışıp aylık 50.000 lira kazanan, milyar dolarlık şirketlerin çalışanları mı?

Mesleklerini yapmak yerine çeşitli mağazalarda tezgahtarlık yapan üniversite mezunları mı?

Görev başında darp edilen sağlık görevlileri mi?

Sabah baskınları ile gözaltına alınan gazeteciler mi?

Ülkesi için gazi olan ve devlet tarafından protez parası talep edilen gaziler mi?

Yaşadığı apartman dairesinden yolsuzluk suçlaması ile gözaltına alınan belediye başkanları ile Melih Gökçek mi?

Yıllarca FETÖ bizim gözbebeğimiz diyen ve daha sonra herkese ‘FETÖ’cü’ yaftası yapıştıran devlet görevlileri, gazeteciler, sivil toplum örgütleri mi?

Söyleyin bana bozkurt işareti yapan yarım kaşlı pomak ülkücüler, Atatürk aşkını Instagram’da yaşayan muhalif abiler, 1980’lerin solcuları. Şeyh Edebali tedrisatından geçmiş Anadolu irfanını yaşatan kesimler, Türkiye’nin Düzeni ne zaman değişecek?

Yorum bırakın