‘’Makarr-ı hilafet kan ağlıyor. Payitaht bizden, ordudan, imdat bekliyor. Vatan gidiyor, millet mahvoluyor. Ne duruyoruz? Bizde cesaret, bizde hamiyet yok mu?’’
Mahmud Şevket Paşa’nın yukarıdaki cümleleri, 31 Mart Vakasını bastırmak üzere yola çıkan Hareket Ordusu subaylarına söylemesinin üzerinden yüz on yedi yıl geçti. Fakat bir asırdır değişen bir şey yok. Vatan gidiyor. Millet mahvoluyor, biz ise duruyoruz.
İsmet İnönü, 13 Kasım 1973 yılında notlarına şu cümleyi düşmüş;
‘’Senato. CHP ile çatıştılar. Ben istemeyerek Güven Partisi ile karşıt (onlar AP ile) ve CHP ile paralel düştüm.’’
İsmet Paşa’nın acısını çok iyi anlıyorum çünkü Türkiye gündemi yüzünden yarım kaşlı milliyetçi liberaller ile paralel düşüyorum. Kaderde ulusalcı olmak da varmış.
Yalçın Küçük hocamızın sınırını çizdiği yere geldik:
‘’Kemalizm bizi ileri götürmez ama biz de Kemalizm’den geri düşmeyiz’’
10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nın imzalandığı andaymışız gibi hepimizin Kemalizm’den bir adım sapmaması gerekiyor.
Türkiye’de hiçbir vatansever terörün devam etmesine, vatandaşlar arasındaki ayrımcılığa evet demez. Yıllarca süregelen sorunların, demokratik yollarla çözülmesi kadar doğru bir karar olamaz. Fakat bu demokratik yolların taşlarını döşeyenler kimler? Her gün sadece iktidara alternatif olduğu için rakiplerini sözde hukuk kuralları ile kodese yollayan zihniyet ne kadar demokratik olabilir? Onlarca belediye kayyum ile yönetilirken, seçilmiş milletvekilleri Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tutuklu kalırken, gazeteciler haberleri yüzünden gözaltına alınırken, seçilenler tehdit ile parti değiştirirken, muhalefete muhalefet hakkı tanınmazken bu sorunun demokratik yollarla çözüleceğine nasıl inanılır? PKK’lı teröristler affedilirken diğer terör gruplarını hain ilan etmeye hangi demokratik akıl karar veriyor?
Adını anmaya gerek duymadığım terörist başının yazdığı metni, okumadan, görmeden ve tartışmadan onaylayan milletvekilleri demokrasi havarileri midir?
Peki bunca duruma karşı biz ne yapıyoruz? Ne yazık ki hiçbir şey. Mahmud Şevket Paşa’nın komuta ettiği Hareket Ordusu’nda Mustafa Kemaller, Kazım Karabekirler, İsmet İnönüler, Fethi Okyarlar, Enver Beyler vardı. Aradan geçen yüz yılda ne değişti de biz bu hâle geldik? Vatan gidiyor, millet mahvoluyor biz ise duruyoruz.
Sakarya Savaşı sürerken Padişah Vahdettin sarayın bahçıvanının kızı olan, 19 yaşındaki nişanlı bir genç kadınla nikâh kıymıştır.
Modern Vahdettinler mi olacağız? Her Vahdettin’in bir Mustafa Kemal Paşası olacağına maalesef inanmam.
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir. Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir. Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Nazım Hikmet ne güzel yazmış:
Hava kurşun gibi ağır!
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun
kurşun eritmeğe çağırıyorum…
O diyor ki bana:
Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana…
«Deeeert çok, hemdert yok»
Yüreklerin kulakları sağır…
Hava kurşun gibi ağır…
Ben diyorum ki ona:
Kül olayım
Kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam,
sen yanmasan,
biz yanmasak,
nasıl çıkar
karanlıklar aydınlığa…
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum…
Yorum bırakın